Skip to main content

فَلَمَّا اسْتَا۟يْـَٔسُوْا مِنْهُ خَلَصُوْا نَجِيًّاۗ قَالَ كَبِيْرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوْٓا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَّوْثِقًا مِّنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُّمْ فِيْ يُوْسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ لِيْٓ اَبِيْٓ اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ لِيْۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحٰكِمِيْنَ  ( يوسف: ٨٠ )

So when
فَلَمَّا
ne zaman ki
they despaired
ٱسْتَيْـَٔسُوا۟
umudu kesince
of him
مِنْهُ
ondan
they secluded themselves
خَلَصُوا۟
(bir kenara) çekildiler
(in) private consultation
نَجِيًّاۖ
fısıldaşarak
Said
قَالَ
dedi ki
the eldest among them
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
"Do not you know
أَلَمْ تَعْلَمُوٓا۟
bilmiyor musunuz?
that
أَنَّ
ki
your father
أَبَاكُمْ
babanız
has taken
قَدْ
muhakkak
has taken
أَخَذَ
aldı
upon you
عَلَيْكُم
sizden
a promise
مَّوْثِقًا
kesin söz
by
مِّنَ
(adına)
Allah
ٱللَّهِ
Allah
and before
وَمِن
ve
and before
قَبْلُ
daha önce
that
مَا
işlediğiniz
you failed
فَرَّطتُمْ
kusurunuz
concerning
فِى
hakkında
Yusuf?
يُوسُفَۖ
Yusuf
So never
فَلَنْ
asla
will I leave
أَبْرَحَ
ayrılmayacağım
the land
ٱلْأَرْضَ
bu yerden
until
حَتَّىٰ
kadar
permits
يَأْذَنَ
izin verinceye
me
لِىٓ
bana
my father
أَبِىٓ
babam
or
أَوْ
yahut
Allah decides
يَحْكُمَ
hükmedinceye
Allah decides
ٱللَّهُ
Allah
for me
لِىۖ
benim için
and He
وَهُوَ
ve O
(is) the Best
خَيْرُ
en iyisidir
(of) the judges
ٱلْحَٰكِمِينَ
hükmedenlerin

felemme-stey'esû minhü ḫaleṣû neciyyâ. ḳâle kebîruhüm elem ta`lemû enne ebâküm ḳad eḫaẕe `aleyküm mevŝiḳam mine-llâhi vemin ḳablü mâ ferraṭtüm fî yûsüf. felen ebraḥa-l'arḍa ḥattâ ye'ẕene lî ebî ev yaḥküme-llâhü lî. vehüve ḫayru-lḥâkimîn. (Yūsuf 12:80)

Diyanet Isleri:

Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz."

English Sahih:

So when they had despaired of him, they secluded themselves in private consultation. The eldest of them said, "Do you not know that your father has taken upon you an oath by Allah and [that] before you failed in [your duty to] Joseph? So I will never leave [this] land until my father permits me or Allah decides for me, and He is the best of judges. ([12] Yusuf : 80)

1 Abdulbaki Gölpınarlı

Ondan tamamıyla ümitlerini kesince gizlice konuşarak çekildiler. Büyükleri, bilmiyor musunuz dedi, babanız Allah adına sizden kuvvetli bir söz aldı, daha önce de Yusuf hakkındaki vazifenizde ne çeşit kusur ettiniz? Babam izin verinceye dek, yahut Allah, benim hakkımda bir hüküm yürütünceye kadar ben buradan ayrılmayacağım ve o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.