Skip to main content

قُلْ
de ki
أَنَدْعُوا۟
mi yalvaralım?
مِن دُونِ
başka
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
şeylere
لَا يَنفَعُنَا
bize yarar vermeyen
وَلَا يَضُرُّنَا
ve zarar vermeyen
وَنُرَدُّ
ve döndürülüp
عَلَىٰٓ
üzerinde
أَعْقَابِنَا
ökçelerimiz
بَعْدَ
sonra
إِذْ هَدَىٰنَا
bizi doğru yola ilettikten
ٱللَّهُ
Allah
كَٱلَّذِى
gibi mi?
ٱسْتَهْوَتْهُ
ayartarak
ٱلشَّيَٰطِينُ
şeytanların
فِى ٱلْأَرْضِ
çölde bıraktıkları
حَيْرَانَ
şaşkın bir halde
لَهُۥٓ
kimse
أَصْحَٰبٌ
arkadaşlarının ise
يَدْعُونَهُۥٓ
çağırdıkları
إِلَى ٱلْهُدَى
doğru yola
ٱئْتِنَاۗ
Bize gel! diye
قُلْ
de ki
إِنَّ
muhakkak
هُدَى
yol gösterme
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُوَ
ancak
ٱلْهُدَىٰۖ
yol göstermesidir
وَأُمِرْنَا
ve bize emredilmiştir
لِنُسْلِمَ
teslim olmamız
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَٰلَمِينَ
alemlerin

ḳul ened`û min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`unâ velâ yeḍurrunâ venüraddü `alâ a`ḳâbinâ ba`de iẕ hedâne-llâhü kelleẕi-stehvethü-şşeyâṭînü fi-l'arḍi ḥayrân. lehû aṣḥâbüy yed`ûnehû ile-lhüde-'tinâ. ḳul inne hüde-llâhi hüve-lhüdâ. veümirnâ linüslime lirabbi-l`âlemîn.

De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

Tefsir

وَأَنْ
ve ayrıca
أَقِيمُوا۟
kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَٱتَّقُوهُۚ
ve O'ndan korkun
وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
o kimse ki
إِلَيْهِ
huzuruna
تُحْشَرُونَ
varıp toplanacağınız

veen eḳîmu-ṣṣalâte vetteḳûh. vehüve-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.

De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

Tefsir

وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
o ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّۖ
hak (ve hikmet) ile
وَيَوْمَ
ve gün
يَقُولُ
dediği
كُن
Ol!
فَيَكُونُۚ
oluverir
قَوْلُهُ
sözü
ٱلْحَقُّۚ
haktır
وَلَهُ
O'nundur
ٱلْمُلْكُ
mülk
يَوْمَ
gün
يُنفَخُ
üfleneceği
فِى ٱلصُّورِۚ
Sur'a
عَٰلِمُ
bilendir
ٱلْغَيْبِ
gizliyi
وَٱلشَّهَٰدَةِۚ
ve açığı
وَهُوَ
O
ٱلْحَكِيمُ
hükümdardır
ٱلْخَبِيرُ
herşeyi haber alandır

vehüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳ. veyevme yeḳûlü kün feyekûn. ḳavlühü-lḥaḳḳ. velehü-lmülkü yevme yünfeḫu fi-ṣṣûr. `âlimü-lgaybi veşşehâdeh. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.

Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O'dur ki "Ol" dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O'nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O Hakim'dir, haberdardır.

Tefsir

وَإِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
لِأَبِيهِ
babası
ءَازَرَ
Azer'e
أَتَتَّخِذُ
mi ediniyorsun?
أَصْنَامًا
putları
ءَالِهَةًۖ
tanrılar
إِنِّىٓ
doğrusu ben
أَرَىٰكَ
seni görüyorum
وَقَوْمَكَ
ve kavmini
فِى
içinde
ضَلَٰلٍ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
açık

veiẕ ḳâle ibrâhîmü liebîhi âzera etetteḫiẕü aṣnâmen âliheten. innî erâke veḳavmeke fî ḍalâlim mübîn.

İbrahim, babası Azer'e, "Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.

Tefsir

وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
نُرِىٓ
biz gösteriyorduk
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
مَلَكُوتَ
melekutunu
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَلِيَكُونَ
olsun diye
مِنَ ٱلْمُوقِنِينَ
inananlardan

vekeẕâlike nürî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti vel'arḍi veliyekûne mine-lmûḳinîn.

Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk:

Tefsir

فَلَمَّا
ne zaman ki
جَنَّ
basınca
عَلَيْهِ
üzerine
ٱلَّيْلُ
gece
رَءَا
(İbrahim) gördü
كَوْكَبًاۖ
bir yıldız
قَالَ
dedi
هَٰذَا
budur
رَبِّىۖ
Rabbim
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَفَلَ
(yıldız) batınca
قَالَ
dedi
لَآ أُحِبُّ
sevmem
ٱلْءَافِلِينَ
batanları

felemmâ cenne `aleyhi-lleylü raâ kevkebâ. ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle lâ üḥibbü-l'âfilîn.

Gece basınca bir yıldız gördü, "işte bu benim Rabbim!" dedi; yıldız batınca, "batanları sevmem" dedi.

Tefsir

فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَا
gördüğünde
ٱلْقَمَرَ
Ay'ı
بَازِغًا
doğarken
قَالَ
dedi
هَٰذَا
budur
رَبِّىۖ
Rabbim
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَفَلَ
(o da) batınca
قَالَ
dedi
لَئِن
eğer
لَّمْ يَهْدِنِى
bana doğru yolu göstermeseydi
رَبِّى
Rabbim
لَأَكُونَنَّ
elbette olurdum
مِنَ ٱلْقَوْمِ
topluluktan
ٱلضَّآلِّينَ
sapıtan

felemmâ rae-lḳamera bâzigan ḳâle hâẕâ rabbî. felemmâ efele ḳâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lḳavmi-ḍḍâllîn.

Ayı doğarken görünce, "işte bu benim Rabbim!" dedi, batınca, "Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum" dedi.

Tefsir

فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَا
görünce
ٱلشَّمْسَ
güneşi
بَازِغَةً
doğarken
قَالَ
dedi
هَٰذَا
budur
رَبِّى
Rabbim
هَٰذَآ
bu
أَكْبَرُۖ
daha büyük
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَفَلَتْ
(O da) batınca
قَالَ
dedi ki
يَٰقَوْمِ
Ey kavmim
إِنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌ
uzağım
مِّمَّا
şeylerden
تُشْرِكُونَ
sizin ortak koştuğunuz

felemmâ rae-şşemse bâzigaten ḳâle hâẕâ rabbî hâẕâ ekber. felemmâ efelet ḳâle yâ ḳavmi innî berîüm mimmâ tüşrikûn.

Güneşi doğarken görünce "işte bu benim Rabbim, bu daha büyük!" dedi; batınca, "Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.

Tefsir

إِنِّى
şüphesiz ben
وَجَّهْتُ
çevirdim
وَجْهِىَ
yüzümü
لِلَّذِى فَطَرَ
yoktan var edene
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
حَنِيفًاۖ
tamamen
وَمَآ
ve artık değilim
أَنَا۠
ben
مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanlardan

innî veccehtü vechiye lilleẕî feṭara-ssemâvâti vel'arḍa ḥanîfev vemâ ene mine-lmüşrikîn.

"Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim."

Tefsir

وَحَآجَّهُۥ
ve onunla tartışmaya girişti
قَوْمُهُۥۚ
kavmi
قَالَ
dedi ki
أَتُحَٰٓجُّوٓنِّى
benimle tartışıyor musunuz?
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
muhakkak
هَدَىٰنِۚ
beni doğru yola iletmiş iken
وَلَآ أَخَافُ
ben korkmam
مَا
şeylerden
تُشْرِكُونَ
sizin ortak koştuğunuz
بِهِۦٓ
O'na
إِلَّآ
ancak
أَن يَشَآءَ
dilediği olur
رَبِّى
Rabbimin
شَيْـًٔاۗ
şeyler
وَسِعَ
kuşatmıştır
رَبِّى
Rabbim
كُلَّ
he
شَىْءٍ
şeyi
عِلْمًاۗ
bilgice
أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
hala öğüt almıyor musunuz?

veḥâccehû ḳavmüh. ḳâle etüḥâccûnnî fi-llâhi veḳad hedân. velâ eḫâfü mâ tüşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şey'â. vesi`a rabbî külle şey'in `ilmâ. efelâ teteẕekkerûn.

Milleti onunla tartışmaya girişti. "Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum, meğer ki Rabbim bir şeyi dilemiş ola. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır; hala öğüt kabul etmez misiniz?" dedi.

Tefsir