Skip to main content

وَإِذَا
ve zaman
بَدَّلْنَآ
değiştirdiğimiz
ءَايَةً
bir ayeti
مَّكَانَ
yerine
ءَايَةٍۙ
bir ayet
وَٱللَّهُ
ve Allah
أَعْلَمُ
bilirken
بِمَا
ne
يُنَزِّلُ
indirdiğini
قَالُوٓا۟
derler
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنتَ
sen
مُفْتَرٍۭۚ
iftira ediyorsun
بَلْ
hayır
أَكْثَرُهُمْ
onların çokları
لَا يَعْلَمُونَ
bilmiyorlar

veiẕâ beddelnâ âyetem mekâne âyetiv vellâhü a`lemü bimâ yünezzilü ḳâlû innemâ ente müfter. bel ekŝeruhüm lâ ya`lemûn.

Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.

Tefsir

قُلْ
de ki
نَزَّلَهُۥ رُوحُ
onu indirdi
ٱلْقُدُسِ
-nden-Kudüs
مِن رَّبِّكَ
Rabbinden
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
لِيُثَبِّتَ
sağlamlaştırmak için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَهُدًى
ve yol gösterici
وَبُشْرَىٰ
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ
müslümanlara

ḳul nezzelehû rûḥu-lḳudüsi mir rabbike bilḥaḳḳi liyüŝebbite-lleẕîne âmenû vehüdev vebüşrâ lilmüslimîn.

De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."

Tefsir

وَلَقَدْ
ve elbette
نَعْلَمُ
biliyoruz
أَنَّهُمْ
onların
يَقُولُونَ
dediklerini
إِنَّمَا
muhakkak
يُعَلِّمُهُۥ
ona öğretiyor
بَشَرٌۗ
bir insan
لِّسَانُ
dili
ٱلَّذِى
şahsın
يُلْحِدُونَ
nisbet ettikleri
إِلَيْهِ
ona
أَعْجَمِىٌّ
a'cemi (yabancıdır)
وَهَٰذَا
bu ise
لِسَانٌ
bir dildir
عَرَبِىٌّ
Arapça
مُّبِينٌ
apaçık

veleḳad na`lemü ennehüm yeḳûlûne innemâ yü`allimühû beşer. lisânü-lleẕî yülḥidûne ileyhi a`cemiyyüv vehâẕâ lisânün `arabiyyüm mübîn.

And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.

Tefsir

إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseleri
لَا يُؤْمِنُونَ
inanmayan(ları)
بِـَٔايَٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا يَهْدِيهِمُ
doğru yola iletmez
ٱللَّهُ
Allah
وَلَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

inne-lleẕîne lâ yü'minûne biâyâti-llâhi lâ yehdîhimü-llâhü velehüm `aẕâbün elîm.

Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.

Tefsir

إِنَّمَا
şüphesiz ancak
يَفْتَرِى
uydurur
ٱلْكَذِبَ
yalanı
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا يُؤْمِنُونَ
inanmayan(lar)
بِـَٔايَٰتِ
ayetlerine
ٱللَّهِۖ
Allah'ın
وَأُو۟لَٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْكَٰذِبُونَ
yalancılar

innemâ yefteri-lkeẕibe-lleẕîne lâ yü'minûne biâyâti-llâh. veülâike hümü-lkâẕibûn.

Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.

Tefsir

مَن كَفَرَ
inkar eden
بِٱللَّهِ
Allah'ı
مِنۢ بَعْدِ
sonra
إِيمَٰنِهِۦٓ
inandıktan
إِلَّا
hariç
مَنْ
kimseler
أُكْرِهَ
(inkara) zorlanan
وَقَلْبُهُۥ
ve kalbi
مُطْمَئِنٌّۢ
mutmain olduğu halde
بِٱلْإِيمَٰنِ
imanla
وَلَٰكِن
fakat
مَّن
kimselere
شَرَحَ
açan
بِٱلْكُفْرِ
küfre
صَدْرًا
göğsünü
فَعَلَيْهِمْ
üzerlerine iner
غَضَبٌ
bir gazab
مِّنَ ٱللَّهِ
Allahtan
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌ
büyük

men kefera billâhi mim ba`di îmânihî illâ men ükrihe veḳalbühû muṭmeinnüm bil'îmâni velâkim men şeraḥa bilküfri ṣadran fe`aleyhim gaḍabüm mine-llâh. velehüm `aẕâbün `ażîm.

Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.

Tefsir

ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ
şüphesiz onların
ٱسْتَحَبُّوا۟
tercih etmelerindendir
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى ٱلْءَاخِرَةِ
ahirete
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
لَا يَهْدِى
doğru yola iletmeyeceğindendir
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلْكَٰفِرِينَ
inkar eden

ẕâlike biennehümü-steḥabbü-lḥayâte-ddünyâ `ale-l'âḫirati veenne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.

Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.

Tefsir

أُو۟لَٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
طَبَعَ
mühürlediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalbleri
وَسَمْعِهِمْ
ve kulaklarını
وَأَبْصَٰرِهِمْۖ
ve gözlerini
وَأُو۟لَٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlardır
ٱلْغَٰفِلُونَ
gafiller

ülâike-lleẕîne ṭabe`a-llâhü `alâ ḳulûbihim vesem`ihim veebṣârihim. veülâike hümü-lgâfilûn.

İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.

Tefsir

لَا
hiç yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
elbette onlar
فِى ٱلْءَاخِرَةِ
ahirette
هُمُ
onlar
ٱلْخَٰسِرُونَ
ziyana uğrayacaklardır

lâ cerame ennehüm fi-l'âḫirati hümü-lḫâsirûn.

Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.

Tefsir

ثُمَّ
sonra
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لِلَّذِينَ
(yanındadır)
هَاجَرُوا۟
hicret edenlerin
مِنۢ بَعْدِ
sonra
مَا فُتِنُوا۟
işkenceye uğratıldıktan
ثُمَّ
sonra
جَٰهَدُوا۟
cihad edenlerin
وَصَبَرُوٓا۟
ve sabredenlerin
إِنَّ
elbette
رَبَّكَ
Rabbin
مِنۢ بَعْدِهَا
bun(lar)dan sonra
لَغَفُورٌ
elbette bağışlayandır;
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

ŝümme inne rabbeke lilleẕîne hâcerû mim ba`di mâ fütinû ŝümme câhedû veṣaberû inne rabbeke mim ba`dihâ legafûrur raḥîm.

Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.

Tefsir