Skip to main content
ARBNDEENIDTRUR
bismillah
ٱلْحَمْدُ
hamd
لِلَّهِ
Allah'a mahsustur
ٱلَّذِى
öyle ki
لَهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ
göklerde
وَمَا
ve ne varsa
فِى ٱلْأَرْضِ
yerde
وَلَهُ
ve O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ
hamd
فِى ٱلْءَاخِرَةِۚ
ahirette
وَهُوَ
ve O
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir
ٱلْخَبِيرُ
haber alandır

elḥamdü lillâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi velehü-lḥamdü fi-l'âḫirah. vehüve-lḥakîmü-lḫabîr.

Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.

Tefsir
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne ki
يَلِجُ
giriyor
فِى
içine
ٱلْأَرْضِ
yerin
وَمَا
ve ne ki
يَخْرُجُ
çıkıyor
مِنْهَا
ondan
وَمَا
ve ne ki
يَنزِلُ
iniyor
مِنَ ٱلسَّمَآءِ
gökten
وَمَا
ve ne ki
يَعْرُجُ
çıkıyor
فِيهَاۚ
oraya
وَهُوَ
ve O
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır

ya`lemü mâ yelicü fi-l'arḍi vemâ yaḫrucü minhâ vemâ yenzilü mine-ssemâi vemâ ya`rucü fîhâ. vehüve-rraḥîmü-lgafûr.

Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.

Tefsir
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَا تَأْتِينَا
bize gelmez
ٱلسَّاعَةُۖ
sa'at
قُلْ
de ki
بَلَىٰ
hayır
وَرَبِّى
Rabbim hakkı için
لَتَأْتِيَنَّكُمْ
o mutlaka size gelecektir
عَٰلِمِ
bilen
ٱلْغَيْبِۖ
gaybı
لَا يَعْزُبُ
gizli kalmaz
عَنْهُ
O'ndan
مِثْقَالُ
ağırlığınca
ذَرَّةٍ
zerre
فِى
olan
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
göklerde
وَلَا
ne de
فِى
olan
ٱلْأَرْضِ
yerde
وَلَآ
ve yoktur
أَصْغَرُ
küçük
مِن ذَٰلِكَ
bundan
وَلَآ
ve yoktur
أَكْبَرُ
büyük
إِلَّا
ki olmasın
فِى كِتَٰبٍ
bir Kitapta
مُّبِينٍ
apaçık

veḳâle-lleẕîne keferû lâ te'tîne-ssâ`ah. ḳul belâ verabbî lete'tiyenneküm `âlimi-lgaybi. lâ ya`zübü `anhü miŝḳâlü ẕerratin fi-ssemâvâti velâ fi-l'arḍi velâ aṣgaru min ẕâlike velâ ekberu illâ fî kitâbim mübîn.

İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."

Tefsir
لِّيَجْزِىَ
mükafatlandırması için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّٰلِحَٰتِۚ
iyi işler
أُو۟لَٰٓئِكَ
işte
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌ
mağfiret
وَرِزْقٌ
ve rızık
كَرِيمٌ
güzel

liyecziye-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti. ülâike lehüm magfiratüv verizḳun kerîm.

Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.

Tefsir
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
سَعَوْ
çalışan(lar)
فِىٓ
hakkında
ءَايَٰتِنَا
ayetlerimiz
مُعَٰجِزِينَ
aciz bırakmağa
أُو۟لَٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
مِّن رِّجْزٍ
pislikten
أَلِيمٌ
acı

velleẕîne se`av fî âyâtinâ mü`âcizîne ülâike lehüm `aẕâbüm mir riczin elîm.

Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.

Tefsir
وَيَرَى
ve görürler
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
kendilerine verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ
bilgi
ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ
indirilenin
إِلَيْكَ
sana
مِن رَّبِّكَ
Rabbinden
هُوَ ٱلْحَقَّ
gerçek olduğunu
وَيَهْدِىٓ
ve ilettiğini
إِلَىٰ صِرَٰطِ
yoluna;
ٱلْعَزِيزِ
mutlak galib
ٱلْحَمِيدِ
ve hamde layık olanın

veyere-lleẕîne ûtü-l`ilme-lleẕî ünzile ileyke mir rabbike hüve-lḥaḳḳa veyehdî ilâ ṣirâṭi-l`azîzi-lḥamîd.

Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.

Tefsir
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
هَلْ
mi?
نَدُلُّكُمْ
size gösterelim
عَلَىٰ رَجُلٍ
bir adam
يُنَبِّئُكُمْ
size haber veren
إِذَا
zaman
مُزِّقْتُمْ
siz parçalandığınız
كُلَّ
tamamen
مُمَزَّقٍ
dağılıp
إِنَّكُمْ
sizin
لَفِى
içinde olacağınızı
خَلْقٍ
bir yaratılış
جَدِيدٍ
yeni

veḳâle-lleẕîne keferû hel nedüllüküm `alâ racüliy yünebbiüküm iẕâ müzziḳtüm külle mümezzeḳin inneküm lefî ḫalḳin cedîd.

İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.

Tefsir
أَفْتَرَىٰ
uydurdu mu?
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا
bir yalan
أَم
yoksa
بِهِۦ جِنَّةٌۢۗ
kendisinde -mi var?
بَلِ
hayır
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا يُؤْمِنُونَ
inanmayanlar
بِٱلْءَاخِرَةِ
ahirete
فِى
içindedirler
ٱلْعَذَابِ
azab
وَٱلضَّلَٰلِ
ve bir sapıklık
ٱلْبَعِيدِ
uzak

efterâ `ale-llâhi keẕiben em bihî cinneh. beli-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati fi-l`aẕâbi veḍḍalâli-lbe`îd.

İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.

Tefsir
أَفَلَمْ يَرَوْا۟
görmüyorlar mı?
إِلَىٰ مَا
bulunanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
elleri (önlerinde)
وَمَا
ve bulunanı
خَلْفَهُم
arkalarında
مِّنَ ٱلسَّمَآءِ
gökten
وَٱلْأَرْضِۚ
ve yerden
إِن
eğer
نَّشَأْ
dilesek
نَخْسِفْ
batırırız
بِهِمُ
onları
ٱلْأَرْضَ
yere
أَوْ
ya da
نُسْقِطْ
düşürürüz
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
كِسَفًا
parçalar
مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ
gökten
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَءَايَةً
bir ibret
لِّكُلِّ
hepsi için
عَبْدٍ
kul(ların)
مُّنِيبٍ
yönelen

efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm mine-ssemâi vel'arḍ. in neşe' naḫsif bihimü-l'arḍa ev nüsḳiṭ `aleyhim kisefem mine-ssemâ'. inne fî ẕâlike leâyetel likülli `abdim münîb.

Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.

Tefsir
وَلَقَدْ
ve andolsun ki
ءَاتَيْنَا
verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a
مِنَّا
tarafımızdan
فَضْلًاۖ
bir üstünlük
يَٰجِبَالُ
ey dağlar
أَوِّبِى
tesbih edin
مَعَهُۥ
onunla beraber
وَٱلطَّيْرَۖ
ve (ey) kuşlar
وَأَلَنَّا
ve yumuşattık
لَهُ
ona
ٱلْحَدِيدَ
demiri

veleḳad âteynâ dâvûde minnâ faḍlâ. yâ cibâlü evvibî me`ahû veṭṭayr. veelennâ lehü-lḥadîd.

"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.

Tefsir
Kuran bilgisi :
Sebe
القرآن الكريم:سبإ
Ayet Sajdah (سجدة):-
suresi (latin):Saba'
sayı Suresi:34
Genel Toplam ayet:54
Toplam kelimeler:833
Toplam karakter:1512
sayı Ruku:6
yer:Mekke
Azalan Sipariş:58
Ayetten Başlarken:3606